Tarık Tufan ile söyleştik...

Tarık Tufan ile söyleştik...

1973 yılında İstanbul'da doğdu. Кabataş Eɾkek Lisesi ve İstanbul Üniveɾsitesi Felsefe Bölümünü bitiɾdi. Maɾmaɾa Üniveɾsitesi Oɾtadoğu ve İslam Ülkeleɾi Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve deɾgileɾde yazılaɾı yayınlandı ve bazı televizyon kanallaɾında edebiyat-sohbet tüɾünde pɾogɾamlaɾ sundu. Tarık Tufan ile edebiyatın göbek taşında bağdaş kurup, özellikle son kitabı “Düşerken” hakkında merak edilenleri konuştuk.

 

Öncelikle hoş geldiniz. Ben kısaca sizi tanıtmaya çalıştım ama, biliyorum ki, Tarık Tufan benim anlattıklarımdan çok daha fazlası, Tarık Tufan’ı sizden öğrenebilir miyiz? Kimdir Tarık Tufan?

Anlatan bir adam demek mümkün. Sözü böylece tasarruflu kullanmış oluruz. Yıllar evvel radyoda anlatmaya başlamıştım. Sonra televizyonda anlattım bir müddet. Epeyce bir zamandır yazarak anlatmaya devam ediyorum. Roman yazıyorum, senaryo yazıyorum. Kafamda kurduğum hikâyeleri okura ve izleyiciye aktarıyorum.

Okuma ve akabinde yazma süreci nasıl gelişti sizde? Tarık Tufan bir derdi olduğu için mi yazıyor?

Herkesi yazmaya iten bir derttir muhtemelen. O derdin ne olduğu, ne kadar anlamlı, değerli olduğu başka bir bahis. İnsanlar ekonomik dertlerle, şöhret bulma derdiyle ya da çok daha derin varoluş dertleriyle yazabilir. Evet ben de bir derdin pençesinde olduğum için yazıyorum. O derdin ne olduğu benim içimde. Okura ne geçtiği meselesinde karar elbette okurun.

Şu ana kadar kaç kitap oldu? Son kitabınız “Düşerken”den de bahsedelim biraz. Nasıl bir kitap “Düşerken?” Okuyacak olanları nasıl bir dünya bekliyor?

Düşerken benim sekizinci romanım. Birbiriyle benzeşmeyen, birbirine çok uzak dünyalardan iki karakterin, İshak’la Jülide’nin öyküsü. Biraz gitmek duygusu üzerine, biraz hatırlamak, unutmak, geçmişin sokaklarında yolunu kaybetmek üzerine bir roman. Kapanmayan yaralardan söz ediyor. Bir türlü geçmek bilmeyen iç sızısını, yaşamak derdini, varoluş ağrılarını anlatıyor. Okura sunduğum dünyanın pek iç açıcı olduğu söylenemez sanırım. Bir gül bahçesi vadetmeyi arzu ederdim. Bir mahsuru yok. Yine de kulağa geldiği kadar karamsar olduğu söylenemez.

Peki, kafanızda tasarladığınız hikayeyle kitabın sonundaki hikaye aynı kalabildi mi? Yazarken nasıl bir süreci takip ediyorsunuz? Önce karakterler mi vücut buluyor?

Takip ettiğim genel bir süreç yok. Her romanın başka kaderi var. Her romanın başka süreci var. Bazen karakterler gelişiyor bazen taşıyıcı duygu öne çıkıyor. Bunun bir ölçüsü yok. Elbette doğaçlamalara, yaratıcı duygulara açık bir yolculuk roman yazmak. Yoldaki değişimlerden, dönüşümlerden korkmuyorum. Bilakis yazdıkça zihnimde yeni şeyleri kışkırtan bir yolculuk olmasından memnunum. Düşerken’in hikâyesi de aynı kalmadı. Başlangıçta hayal ettiklerimin dışında yeni fikirler gelişti. Yazım zamanı boyunca bu ilhama açık olmak, beklemek beni heyecanlandırıyor.

 

“Şanzelize Düğün Salonu”nu okuyup bitirdiğim vakit, şöyle demiştim; “bu kitabın devamı olacak gibi!” Çünkü, bana göre, sanki hikaye devam ediyor gibi bırakılmıştı kitap. Aslında hikaye deyince aklımıza hiç bitmeyen bir şeyler geliyor. Yani hikaye hayatın akışında zaten sürekli devam eden bir şey. Kitabın okuyucuya devam edecek hissiyatı vermesinin sebebi sizce de bu mudur? Var mı kafanızda “Şanzelize Düğün Salonu”nun devamını yazmak gibi bir düşünce?

Şanzelize Düğün Salonu’nun devamını yazmak bir düşünce yok kafamda. En azından şimdilik yok. İleride ne olur ben de bilmiyorum. Sonuyla ilgili bazı okurlardan benzer tepkiler, farklı geri dönüşler geldi. Bundan hoşnut oluyorum. Bana göre hikâye bitti. Okurun zihninde devam edebilir. Bu da ilgimi çeken meselelerden bir tanesi. Okura her şeyi söylemek gerekmiyor.

Yeni kitabınız daha çok yeni ama, yine de sormak istiyorum? Üzerinde çalıştığınız başka kitap dosyalarınız var mı? Yakın bir gelecekte bir kitap daha gelir mi?

Üzerinde çalıştığım yeni romanlar var. Birini yazmaya başlamıştım. Daha doğrusu ilk sayfayı yazdım ama sonra bir şey oldu yazmaktan vazgeçtim. Bir kenara koydum. Başka bir roman düşüncesi var. Yakın gelecek deyince ne kastediyorsunuz bilmiyorum. Benim için yakın gelecek diye bir zaman muhayyilesi yok. Bitirebilirsem basılır.

Okuma alışkanlığınızdan bahsetmek istiyorum biraz da. Nasıl bir okuma programınız var? Kimleri okursunuz? Ne sıklıkla okursunuz? Geçmişten ve günümüzden başucu kitabım dediğiniz kitaplar var mıdır?

Her şeyi okuyorum. Yerli – yabancı, eski – yeni, modern – klasik… Düzenli okuyorum. Elimin altında sürekli olarak kitaplar olmasını önemsiyorum. Bir süre okumadan geçtiğinde hemen rahatsız olmaya, huzursuz hissetmeye başlıyorum. Okumak hayatımın doğal alışkanlıklarından biri. Bir tür hayat ritmi. Başucu kitabım o gün başucumda olan kitap hangisiyse o.

Özellikle günümüz edebiyat camiasını nasıl buluyorsunuz? “Her şeyin eskisi iyiydi” mottosu edebiyat için de geçerli midir acaba?

Öyle düşünmüyorum. Günümüzde çok iyi yazan edebiyatçılar var. Gayet ciddi, önemli eserler ortaya koyuyorlar. Ben de heyecanla yeni kitap çıkarmalarını bekliyorum.

Senaryo da yazdığınızı ve hatta senaryolarınızla ödüller aldığınızı biliyorum. Üzerinde çalıştığınız yeni senaryolar var mı? Sizin yazdığınız yeni filmleri izleme olanağımız olacak mı yakın gelecekte?

Üzerinde çalıştığım senaryolar var. Biraz ağır ilerliyor. Bu arada Şanzelize Düğün Salonu ve Düşerken romanlarıyla ilgili film yapma teklifleri var. Henüz bilmiyorum nasıl gelişeceğini. Her şeyin bir zamanı, kaderi var. Zamanı gelmişse oluyor zaten. Yeniden “yakın gelecek” dediniz aynı şeyi söyleyeyim: Yakın gelecek diye bir zaman muhayyilem yok. İnşallah zamanı geldiğinde bir film yaparız.

Çok klasik olacak belki ama, sizi bulmuşken sormadan edemeyeceğim üstadım. Yazmaya hevesli olanlar için önerileriniz nelerdir? Nasıl bir süreci takip etsinler? Yani şunu sormak istiyorum aslında, “ben yazdım, oldu” deyip, kitap basma işine mi yönelmeliler? Para karşılığında kitap basan yayınevleri var mesela, bu sağlıklı bir yol mudur? Yahut yarışmalara mı yönelmeliler? Yoksa en sağlıklı yol dergilere mi göndermektir? Yeni yazmaya başlayanlar kendilerini nasıl ifade etmeliler? Artık kabul görmek mi denir buna bilmiyorum?!

Para karşılığında kitap basan yayınevlerine yönelmek iyi mi kötü mü bilmiyorum. Benim önerim düzenli yazmaya devam etmeleri yönünde. Düzenli okumak ve düzenli yazmak olmazsa olmaz. Yazdıkça yazının niteliği artacaktır. Yeni kelimeler öğrenmek böylece dünyamızı genişletmek önemli. Yayınlatma süreci bundan sonra devreye girecek. Önce gerçekten iyi yazmanın peşinde olmalıyız. Sonrası bir şekilde geliyor. Bütün emeğimizi, enerjimizi evvela metin kalitesine yöneltelim. Buna kafa yoralım. Sonrası gelecektir.

Peki, son soru sizin için çok önemli olduğunu bildiğim Beşiktaş’la ilgili. Beşiktaş’la ilgili bir aidiyet duygunuz olduğunu biliyorum? Nedir Beşiktaş’ı sizde bu kadar önemli kılan üstadım?

Çok seviyorum. Çok sevdiğin bir şeyi anlatmak kolay değil. Beşiktaş’la kurduğum aidiyet yıllardır zihnimi ve kalbimi iyiye, güzele, gönül yarasına, acı çekmeye, olgunlaşmaya, paylaşmaya, düşünmeye çekiyor. Hayatı izler gibi Beşiktaş’ı izliyorum.

Çok teşekkür ediyorum. Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mıdır?

Ben teşekkür ederim. Yolunuz açık olsun.

Tekrar teşekkür ediyorum üstadım. Sürçülisan ettiysek affola. Görüşmek ümidiyle. Selametle.

 

 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ